Meltem Cumbul gazeteci Bilal Özcan’ın bu Pazar Kanaltürk’te yayınlanacak ‘Laf Aramızda’ programına katıldı ve birbirinden ilginç açıklamalar yaptı!...
ANNEM, TANRI’NIN BANA BİR HEDİYESİYDİ
B.Ö: O da sizinle hep gurur duymuştur zaten. Anneniz neden vefat etti Meltem Hanım
M.C: Kanser…
B.Ö: Öyle mi Ne kanseriydi
M.C: Kemik!
B.Ö: Başınız sağolsun tekrar.
M.C: Sağolun
B.Ö: Geçen kasım ayında New York taydınız Queens Uluslararası Film Festivali yönetimi tarafından 'Yaşam Boyu Onur Ödülü'ile onurlandırıldınız. Ve ödülünüzü aldığını zaman, 'Annem çok oyuncu olmak isterdi. Ancak olamadı… “Bu ödülü ona ithaf ediyorum, dediniz.' “Anneme cok teşekkür ediyorum' dediniz. Sadece onu değil aldığınız diğer ödülleri de her seferinde annenize ithaf ediyorsunuz.
M.C: Annem gibi bir anneye sahip olmak Tanrı’nın bana bir hediyesiydi ve o annem vefat ettiğinde ben 29 yaşındaydım. Birlikte geçirdiğimiz zaman sürecini gerçekten bahşetmiş diye düşünüyorum. İyi ki öyle bir annem varmış.
AĞABEYİM 1992 YILINDA ÖLDÜ, HALA SESİNİ UNUTMADIM
B.Ö: Geçen gün şarkıcı Teoman’la sohbet ederken meşhur paramparça şarkısını 33 yaşında yazdığını söyledi. O şarkının içinde çok sevilen çok bilinen bir söz var 'Babamın öldüğü yaştayım' diye. Teoman’ın babası da 33 yaşındaymış vefat ettiğinde. Çok genç bir ölüm; sizin çok sevdiğiniz Acar ağabayiniz de aynı yaşta vefat etti. O yaşta amansız bir hastalığa yakalandı. Ağabeyinizin sizin üzerinizde çok etkisi olduğunu biliyorum Meltem Hanım. Sourbone Üniversitesi mezunuydu, size hep kitaplar önerirdi değil mi Ağabeyiniz neden o yaşta öldü
M.C: Kader, kısmet...Yani yoksa 33 yaş akciğer kanseri olmak için bence çok erken. Bu yüzden kader kısmet diye düşünüyorum. Herhalde yaşaması gereken bir süreç vardı ve bu süreci tamamlayıp gitti ama tabii çok genç bir yaş olduğundan dolayı daha şimdi düşünüyorum hiçbir şey yaşamamış. Yani 33 yaş nedir ki Hiçbir şey yaşamamış. Çok yıl oldu tabii, 1992 yılında vefat etti benim ağabeyim. Zaman zaman sesini hatırlamaya çalışırım. Ki hiç unutmadım. Ama insan sevdiklerini kaybettiklerinde bence en korktuğu şey seslerini unutacak mı İfadelerinin bir kısmını unutacak mı Böyle şeylerden çok tedirginlik duyuyor insan. Hala ne annemin, ne ağabeyimin seslerini unutmadım. Unutacağımı da sanmıyorum..
BEYOĞLU’NDA SARHOŞTAN İTTİREREK KURTULDUM
B.Ö: Bu Taichi’yi hiç antremanlar dışında uygulamak gereği duydunuz mu Hiç lazım oldu mu bu size Herhangi bir saldırıya uğradınız mı Bir tacize uğradınız mı Sokakta başınıza birşey geldi mi
M.C: Yok Hayır...Yani öyle dövüşecek kadar bir şey olmadı...Yani ittirerek kurtulduğum oldu böyle durumlardan.. Beyoğlu’nda başıma böyle bir şey geldi. Maalesef sarhoş bir beyefendiden geldi… Ama sadece iterek kurtulabildim. Bir şey yapmama gerek kalmadı.
TÜRKİYE’DEN HOLLYWOOD’A ÇALIŞMAYA GİTMEK SAÇMA
B.Ö: Hollywood sinemasını yakından tanıdınız, orada mı iş iş imkanı daha iyi yoksa Türkiye’demi iş imkanı daha iyi bir oyuncu için. Başarılı bir oyuncu için orada daha kolaylıkla iş bulabilir mi yoksa Türkiye’de mi bir oyuncu kendine iş bulma imkanı daha fazla
M.C: Okuldaki, Eric Morris’teki arkadaşlarımdan gördüğüm şu; mesela 10 yıldır Eric Morris’e geliyor ve inanılmaz iyi oynuyor, inanılmaz güzel bir kız ya da inanılmaz yakışıklı bir erkek... Yani şu gün oynasalar, Oscar alabilecek kadar iyiler ve hala onlara bir şans tanınmamış. Onun için Türkiye çok olanaklı bir ülke, yani Türkiye’de kötü kötü bir sürü şey yapsanız da vallahi hala size iş veriliyor, hala imkanlar sunuluyor. Bence muhteşem.. Hani bazen oyuncular şey derler 'ah ben yurtdışında doğacaktım' filan. Bence yanlış düşünüyorlar.
BABAM ŞİİRİ OKUDU, VALİ ONU SÜRGÜNE YOLLADI
B.Ö: Babanınızın yazdığı şiirlerden aklınızda kalan birkaç mısra var mı
M.C:Babamın yazdığı değil ama babamın okuduğu kendine ait olmayan bir şiir vardı ki onun hikayesi cok güzeldi. Babam da benim gibi birazcık inatçı bir yapıya sahipti. Döneminde İş Bankası müdürüyken bulunduğu yerde Vali ile pek araları hoş değilmiş. Ve yemekte valinin uslubunu beğenmemiş babam. Bunun üzerine kalkmış babam masada bir şiir okumuş;
'Ben yerde süründüğüm için Sen dallarını gökyüzüne yükseltirsin,
Mağrursun gölgende yaşadığımı düşünürsün,
Çalışır çabalar insan, sonsuz emektar,
Biri çıkar, baş olur,
Gövdeyi ezdikçe ezer,
Ne demek efendim, ne demek
Sen kim oluyorsun ne demek,
Benim de bir kişiliğim var,
İyi bak, dalın yukarda ama canın elimde kavak,
Sabrı tevekkülü çıkarıp attım içimden,
Sen hışır hışır, bense taşla toprak arasında haşır neşir.
Ya sana tabut teneşir, ya bana' demiş.. Ertesi gün de sürülmüş..
Bu şiirden sonra....Yani biz lafımızı sözümüzü esirgemeyen bir aileyiz. Bu yüzden ben çok fazla röportaj yapmıyorum. Çünkü hislerimi saklayamıyorum, o an ne hissediyorsam, kızıyorsam söylüyorum.
Babamda öyle ve işte sürülmüş yani.
B.Ö: Valiye bu şiir okununca vali çok kızmış yani değil mi Çok cesurmuş babanız.
MC: Öyledir.